Gündem

Kılıçdaroğlu, TBMM CHP Grup Toplantısında konuştu

Kılıçdaroğlu’nun konuşmasından satır başları;

Bütün milletvekili arkadaşlarıma şükran borçluyum. Güzel çalışmalar yapıyorlar. Türkiye’nin her tarafından haberler geliyor. Milletvekili arkadaşlarımızın vatandaşa dokumaları, onların dertlerini dinlemeleri, artı yaşadıkları sorunlara nasıl çözüm üreteceğimizi de onlara anlatmaları son derece değerli.

Bizim mücadelemiz, hak mücadelesi. Bizim mücadelemiz, adalet mücadelesi. Bizim mücadelemiz, hiçbir çocuğun yatağa aç girmediği bir Türkiye mücadelesidir. Bizim mücadelemiz, herkesin kazandığı, herkesin mutlu olduğu, her evde huzurun, bereketin olduğu bir mücadele. Biz bu mücadeleyi veriyoruz. 

Biz saray mücadelesi vermiyoruz. Saraylarda oturalım diye mücadele etmiyoruz. Biz esnaf kazansın diye, taksici kazansın diye, şoför kazansın diye, kantinci kazansın diye bunun mücadelesini veriyoruz.

O açıdan bizim mücadelemiz, bir hak mücadelesidir ve bu mücadeleyi sonuna kadar götürmek de bizim görevimizdir. Çünkü biz halkın partisiyiz, Halk Partisiyiz. Halkın sorunu varsa, sorunu çözmek bizim görevimizdir. Hatta görevin ötesinde namus borcumuzdur.

Ocak ayı aslında bizim için biraz hüzünlü bir ay. Çok sayıda anmalar var. Bu anmalar, terör dolayısıyla hayatını kaybedenlerin, yitirenlerin; karanlığa ışık tuttuğu için, verdiği mücadele için, yazdığı yazılar için, yaptığı konuşmalar için hayatı sonlandırılan, terörle sonlandırılan aydınlar için. Dolayısıyla ocak ayının böyle bir özelliği var. 

Değerli arkadaşlarım; kısaca kentsel dönüşümle ilgili Afyon örneğinden söz edeceğim. Milletvekili arkadaşımız da dikkatli bir şekilde burayı izliyor, karar alınıyor 2013 yılında, Bakanlar Kurulu “Yenilenecek, burada kentsel dönüşüm yapacağız” deniyor, gayet güzel ve “5 Şubat 2021 tarihinde de bir ihale yapacağız” diyorlar. Sonra ihale erteleniyor mart ayına. Sonra TOKİ geliyor.

Tabii yıkılacak evleri, kaç metrekare üzerine oturuyor? Arsalar nedir? Arsalarda değer takdiri yapıyor. Değer takdiri için biçtiği rakam değerli arkadaşlarım, metrekaresi 400 lirayla bin 750 lira arasında. Şimdi burada oturan insanlar, fakir insanlar; günlük yaşayan insanlar, emekliler. Dolayısıyla, nasıl olsa bunların sesi çıkmaz, soluğu çıkmaz, bunlar hak aramasını da bilmezler, bunlara kimse sahip çıkmaz düşüncesiyle çoğunun son derece düşük. Kentin merkezi zaten. Kentin merkezinde 400 liraya arsa mı var Allah aşkına? Nerede var bu arsa?

Milletvekilimiz Sayın Burcu Köksal araştırdı. Bakın arkadaşlar: Asri Mezarlık’ta metrekare bin 500 ile 2 bin lira arasında, Asri Mezarlık’ta. Yani daha pahalı. Ya bunlarda vicdan da yok ya. Samimi söylüyorum vicdan da yok. Ya arkadaş değerlendir, kentsel dönüşüm yap. İnsanlar da gitsin evlerine rahat rahat otursunlar. Toplantı yapılıyor. Toplantıda tabii bu insanlar isyan ediyorlar. “Haksızlığa uğradık” diyorlar. “400 liraya olur mu metrekaresi şehrin göbeğinde? Yani biz fakiriz diye ensemizde vurup, arsayı mı elimizden alacaksınız?” diyorlar. Sonunda belediye başkanı da diyor ki: “Belediye olarak biz bu kentsel dönüşümün hiçbir noktasında yokuz” diyor. Yani ben karışmıyorum diyor. Yukarıdakiler bu işi biliyor. İşi yukarıya bıraktıysan saraya kadar gider. O adamların cebini doldurmak zaten mümkün değil. Ne versen yerler bunlar, ne versen!

Burcu Köksal Milletvekilimize söylüyorum: Oradaki insanların hakkını hukukunu tek başına savunacaksın, tek başına. Yiğit bir insan olarak sonuna kadar savunacaksın. Biz de o insanların yanında olacağız her zaman.
Değerli arkadaşlarım; siyasette eleştiri olur, gayet doğaldır. Biz bir şey yaparız, rakiplerimiz bizi beğenmez, bizi eleştirirler. Eleştirinin de kendine göre bir özelliği vardır. Olur ya bir hatamız vardır, eleştiriden ders çıkarmak gibi bir ayrıcalığımız da var bizim Cumhuriyet Halk Partisi olarak. Bir eleştiri gelir, açar bakarız. Hatamız varsa düzeltmeye özen gösteririz. Aynı hatayı tekrarlamamak için çalışırız, çaba harcarız.

 

Ben şu soruyu gerçekten sormak isterim. Kime? Ak Parti’ye oy veren değerli vatandaşlarıma sormak isterim. Ellerini vicdanlarına koysunlar. Burada onlarla samimi bir görüşme yapmak istiyorum, samimi bir konuşma yapmak istiyorum:
Oy verdiniz, 19 yıldır iktidar oldular. Tek başına oldular. Hiçbir zaman bir vatandaşıma dönüp de “neden Ak Parti’ye oy verdin?” diye özel bir yargılama yapmadım. Herkesin tercihidir ve herkesin tercihi başımızın üstünedir. Ama şu soruyu sorma zamanı geldi. Eleştiriliyor, insafsız bir şekilde eleştiriliyor. Bir sürü iftiralar atılıyor. Şu soruyu Ak Parti’ye oy veren her vatandaşımın, hatta il başkanlarının, ilçe başkanlarının, belde başkanlarının da sormasını isterim. Ak Parti ne yapmak istedi de Cumhuriyet Halk Partisi engel oldu? Ne yapmak istedi de biz engel olduk? Bir kanun çıkaracaktı da biz mi engel olduk? Bir kararname çıkaracaktı da biz mi engel olduk? Bir genelge çıkaracaktı da biz mi engel oldu? Bir vali tayin edilecekti de biz mi engel olduk? Biz neye engel olduk? Ve neden en insafsız şekilde, hakaret boyutuna varan ölçülerde biz eleştiriliyoruz? Neden? Niye eleştiriliyoruz?

Ha “şu kanunu çıkaracaktık, esnafın faiz borçlarını sıfırlayacaktık, CHP engel oldu diyorsanız” ve engel olduysak, bizi eleştirin. Eyvallah. Bizi niye eleştiriyorsunuz? Bir haklı gerekçe ortaya koyun. “Efendim tarihte bilmem ne oldu?” Tarihte olmuşsa olmuş kardeşim. Sen geleceğe bak ya, geleceğe bak. Geleceği inşa edeceksin. Vatandaş sana görevi niye verdi? Geleceği inşa et, huzurlu bir ülke inşa et diye. Ama “geçmişten ders al” diyor.

19 yıldır yönetiyorsun. 19 yıl çarpı 365 gün; tek hedef var Cumhuriyet Halk Partisi. Ne yaptı arkadaş yahu? Bir şey yaptık yalnız, onu söyleyeyim. Hatalarını açıkladık tek tek, yolsuzluklarını açıkladık tek tek. Saraylarda oturdular, vatandaş çöpten yiyecek toplarken, bunu eleştirdik. Bu bizim hakkımız yahu. O vatandaşın hakkını kim savunacak arkadaşlar? Ağızını açsa, hapse atıyorsunuz zaten. Müsaade edin de hapsi biz göze alalım, biz eleştirelim sizi ve eleştiriyoruz.

Bir daha soruyorum, Ak Parti’ye oy veren bütün kardeşlerime soruyorum: 19 yıldır oy verip iktidar yaptığınız partinin yapmak istediği bir şeyi, önemli bir şeyi biz ne zaman, nerede engelledik? Yok böyle bir şey. Yok böyle bir şey.

Peki, 19 yıldır tek başına iktidardalar mı? Evet. İstedikleri kanunu çıkarıyorlar mı? Çıkarıyorlar. Hatta sabah getirdikleri kanun, bakıyorlar yanlış; öğleden sonra değiştiriyorlar. Bu da var. Bizi uyarıyoruz, her yerde uyarıyoruz. Kim adına? Millet adına uyarıyoruz. “Yanlış yapıyorsunuz” diyoruz. Bizi eleştiriyorlar. Eleştirebilirler ama biz haklıyız, sonuna kadar haklıyız. Biz bunu yapıyoruz. İstedikleri kararnameyi çıkarıyorlar mı? Çıkarıyorlar.

Bakın Resmi Gazete’ye, her gün Cumhurbaşkanlığı kararnameleri çıkar. Biz mi engel oluyoruz “aman şu kararnameyi çıkarma” diye? Hayır, çıkarıyorlar istediği gibi. İstediği valiyi atıyor mu? Evet. İstediği kaymakamı? Evet, İstediği milli eğitim müdürünü? Evet. Her alanda istediğini atıyor mu bürokraside? Atıyor, yetkisi var. Bakın Resmi Gazete’ye veya bakanların aldığı kararlara; bir sürü adam sağa atanır, sola atanır vesaire, hepsi yapılıyor. Biz mi engeliz buna? Hayır. Varsa bir yanlış söylüyoruz. İstedikleri kişiye, istediği ihaleyi veriyorlar mı? Veriyorlar. Biz insafsızca milletin iliğini sömürerek 5’li çeteye verilen garantileri ve ihaleleri eleştiriyor muyuz? Eleştiriyoruz. Kim adına? Tüyü bitmemiş yetim adına eleştiriyoruz. Tüyü bitmemiş yetim adına, onunu adına eleştiriyoruz.

Vatandaştan vergi toplayacaksın, götüreceksin bir avuç kişiye vereceksin. Bir avuç beslemeye vereceksin. Biz buna itiraz ediyoruz. Ak Parti’ye oy veren kardeşlerime seslenmek isterim. Bizim bu itirazımız haksızsa, “bırak yahu. Ne olacak yani? 83 milyon, bir avuç kişiye çalışsın” diyorsan, bana açıkça söyle. Ben de seni tanıyayım. Ama senin böyle söylemeyeceğini ben de biliyorum. Dolayısıyla bizim eleştirimiz haklı.

İstediğin kişiye 1 maaş, 2 maaş, 3 maaş, 4 maaş, 5 maaş veriyor musun? Veriyorsun. Devleti arpalığa çevirdin mi? Çevirdin. Engel olan var mı? Engel olan yok. Zaten engel olamıyoruz. Sahte diplomayla kalkıp kamu bankasına, yönetim kurulu üyesi atadın mı? Atadın. Rüşvet alanı büyükelçi atadın mı? Atadın. Kur’an-ı Kerim’le dalga geçeni büyükelçi atadın mı? Atadın. Bir de Müslüman geçiniyorsun. Kim yaptı bunları? 19 yıldır bunlar yapıyorlar, 19 yıldır yapıyorlar.

İstedikleri bütçeyi yaptılar mı? İstedikleri bütçeyi yaptılar. İstemediklerine vergi teşviki verdiler mi? Dünyanın vergi teşvikini verdiler. İstedikleri zaman bir değil, hiçbir Osmanlı padişahı nasip olmayacak kadar çok saraylarda oturdular mı? Oturdular. Biz engel olduk mu? Engel olmadık. Ne dedik? “Yaptığınız yanlıştır” dedik.
Biz “yanlıştır” diyoruz, kıyameti koparıyorlar. “CHP, işte bak ne söylüyor?” Ne söylüyoruz. Ne söylüyoruz CHP olarak? Yani fakirin fukaranın hakkını savunmak ne zamandan beri suç olmaya başladı, eleştiri konusu olmaya başladı? Devri iktidarlarında oldu. Firavunların iktidarı bu iktidar. Kibir iktidarı bu iktidar. Biz, hep beraber bu ülkenin insanları olarak, fakirin fukaranın hakkını koruyacağız. Firavunlara yol göründü, göstereceğiz onlara, göndereceğiz onları.

İstedikleri malı ithal ettiler mi? Ettiler. İstemediklerine vergi muafiyeti verdiler mi? Verdiler. CHP olarak ne dedik? “Yanlış yapıyorsunuz” dedik. Ama biz “yanlış yapıyorsunuz” dedikçe, hep bir ağızdan koro halinde üstümüze saldırıyorlar. Bu ne demektir? Bu, bizim haklı olduğumuzu gösteriyor. Vatandaşın hakkını ve hukukunu savunduğumuzu gösteriyor. Rahatsız oluyorlar bundan.

Şu soruyu da sormak lazım; Ak Parti’ye oy veren kardeşlerimin sorması lazım. 19 yıldır oy verdiniz, tek başına iktidarlar. Az önce neler yaptıklarını ve bizim de hiç müdahale etmediğimizi; zaten böyle bir yetkimizin de olmadığını ama vatandaşın hakkını korumak için eleştirdiğimizi söyledim. 19 yıldır istediklerini sattılar, istediklerini yaptılar, istediği kadar vergi topladılar. 19 yılın sonunda hangi sorunumuzu çözdüler? Önemli bir soru bu, tarihi bir soru bu. Her milletvekili arkadaşımın esnafa gittiğinde, taksici ile karşılaştığında, herhangi bir yere gittiğinde, manava gittiğinde, bakkala gittiğinde; “19 yılda sizin hangi sorununuzu çözdüler?” Öyle ya; 1 yıl değil, 5 yıl değil, 10 yıl değil, 15 yıl değil, 19 yılda vatandaşın hangi sorununu çözdüler?

Ama kendi sorunlarını çözdüler. Paraları azdı, dolar milyarderi oldular. Yandaşlarını beslemeleri gerekiyordu, çeteler oluşturdular. Dolar bazında ihaleler verdiler ve vatandaşa dönüp: “Biz yerliyiz, milliyiz” efsanesini yaratmaya çalıştılar. Ne yerlisi, ne millisi? Doların önünde secde eden adamlar, dolarla devleti yöneten adamlar yerli ve milli olur mu ya? Akıl tutulması burada, akıl tutulması var. Her şeyi ithal edeceksin, “biz yerliyiz ve milliyiz” diyeceksin. Hadi canım sen de! Dolayısıyla hiçbir sorunu, vatandaşın hiçbir sorununu çözmüş değiller. 19 yıl iktidar, bir tek sorun bir tek; Allah rızası için “bir tek şu sorunu çözdüm” diyemezler. Yok öyle bir şey.

Eğitim sorunu, çözdüler mi? 21’inci Yüzyıl’ın Türkiye’sinde, 21’inci Yüzyıl’ın Türkiye’sinde 3 milyonu aşkın, 3 milyon 75 bin çocuk internete giremiyor ya! Üçüncü dünya ülkeleri bizden iyi. Neden? Para yok diyemezler, dünyanın parası var. Sözde her öğretmene bilgisayar verilecekti. Para verdik. Öğrencilere verilecekti, okullara verilecekti, internet altyapısı oluşturulacaktı. Genişbant olacaktı, herkes dakikasında girdiğinde anında internete ulaşacaktır. 19 yıl dünyanın parası nereye gitti? Nereye gitti? Hâlâ 21’inci Yüzyıl’ın Türkiye’sinden söz ediyorum. Hâlâ İstanbul dahil birleştirilmiş sınıflar var. Yani birinci, ikinci, üçüncü sınıflar, bir odada; bir öğretmen, üçüne ayrı ayrı ders veriyor, 3 ayrı sınıfa.

Afrika’dan söz etmiyorum. Afrika’daki herhangi bir ülkeden söz etmiyorum. 21’inci Yüzyıl’ın Türkiye’sinden söz ediyorum. Derslik sayıları yetersizdi. Çağrı yaptım. Cumhuriyet Halk Partisi’nin Genel Başkanı olarak çağrı yaptım. Bakın, iyi niyetimize bakın. Dedim ki: Yeni dersliklere ihtiyaç var. Bize sadece Milli Emlak’tan arsa gösterin. Biz size okul yapacağız ve teslim edeceğiz. Kime? Milli Eğitim Bakanlığı’na. Çocuklarımız daha güzel okusun diye. Ona bile sırtlarını döndüler. Sen koskoca devleti yönetiyorsun, okul yapamıyorsun. Yapamıyorsan bırak ben yapayım. Belediyelerimiz yapacak, 11 büyükşehirde bütün çocuklarımız güzel okullarda okuyacak. Ver arsayı, yapalım. Bunu bile yapmadılar. Yapmadılar. Kibir yüzünden. Ne dedim? Allah’ın izniyle bu firavunları göndereceğiz diye. Göndermek bizim boynumuzun borcudur.

Ekonomide sorunlar çözüldü mü? Kırşehir’e gittim. Esnafı dinliyorsun, felaket. Herkesin derdi var. Sizler de gittiğiniz yerde; en son Aksaray’a giden bir grup milletvekilimiz bütün ilçelerini gezdi. Herkes şikayetçi. Kimden şikayetçi? Devleti yönetenlerden. Devleti yönetenler sorunun farkında mı? Farkında değil. Çünkü sarayda böyle bir sorun yok. Saraydan bakıyor, her şey mükemmel. Maaş diyorsun, adamın 4-5 maaşı var. Mutfak diyorsun, tepeden tırnağa her şey var; efuliden tutun, bilmem neye kadar. Açlık diye bir şey yok, ama sarayın dışında var. Bir devleti yöneten kişiyi düşünün, sarayın dışına çıkamıyor. Esnafa el uzatıp “merhaba” diyemiyor. Ak Parti milletvekilleri de öyle. Onlar da çıkamıyorlar alana, çıkamazlar da zaten. O görev bize düşüyor, biz yapacağız o görevi.

Bakın değerli arkadaşlarım; işsizlik, bütün kötülüklerin anası işsizliktir. Unutmayın bütün kötülüklerin anası işsizliktir. Üniversiteyi bitirmiş, bir babanın, bir annenin çocuğunu üniversitede hangi şartlarda okuttuğunu bu saraydakiler biliyor mu acaba? Boğazlarından kesiyorlar. Milyonu aşkın işsizimiz var üniversite mezunu. Bunların derdi mi? Bunlarda böyle bir dert yok. Bakıyorum bütün evlat, akraba, taallukat, besleme; herkesin zaten bir eli yağda, bir eli balda. İşsizlik yok, işsizlik yok sarayda. İşsizlikle mücadele ediyorlar mı? Hayır.
Neyi konuşuyorlar? Bu da çok önemli. Neyi konuşuyorlar? Erdoğan ağzını açıyor aynı şeyler, bakanlar ağzını açıyor aynı şeyler. “Sayın Cumhurbaşkanımızın talimatı” ile başlayıp döviz ve faizden sürekli söz ediyorlar. Döviz milli mi? Hayır. Faiz milli mi? Hayır. Döviz ne demek? Dışarıdan para gelsin, yalvarıyorlar, yakarıyorlar. Faiz ne demek? “Dışarıdan borç alalım, öderiz, faizini öderiz” diye. Hiç yatırımdan söz ediyorlar mı? Hiç kalkınmadan söz ediyorlar mı? Hiç işsizlikten söz ediyorlar mı? İstihdamdan söz ediyorlar mı? Dikkat buyurun, döviz ve faizi sürekli ekonominin ana ekseni olarak gördüğünüz andan itibaren, kendinizi yurtdışındaki sermayeye teslim etmiş sayılırsınız. “Para gelecek, döviz gelecek. O zaman biz kurtulacağız.” Hani siz yerliydiniz? Hani milliydiniz siz?

Değerli arkadaşlarım; Erdoğan açıklama yapıyor; “Bazı dostlar diyorlar ki, ‘dükkanlar kapanıyor, şirketler kapanıyor.’ Kapanan falan yok, her şey ortada.” diyor. Saraydan bakınca, sarayda bütün odalar açık. Herkesin keyfi yerinde. Ellerinde telefon, altın klozetli tuvaletler, her şey var sarayda; her türlü imkan var. Bütün lüksü var, bütün şatafat var. Dükkanlar kapandı. Bakın ben hayret ediyorum yahu, bunlar devleti nasıl yönetiyorlar? Hiç değilse Türkiye Esnaf ve Sanatkarlar Sicil Gazetesi var. Bu gazeteye bakın ya. Bu gazeteyi CHP çıkarmıyor. Biz de çıkarmıyoruz yani. Hani biz çıkarsak, derler ki “CHP yaptı bunu, bak gazetesi doğruyu yazmıyor” diye. Kardeşim Esnaf ve Sanatkarlar Sicil Gazetesi, devletin çıkardığı gazete. 2020 yılında 99 bin 588 esnaf meslekten ve sicilden terkini istemiş. 99 bin 588 esnaf! Ne diyor Erdoğan? “Nerede şirketler falan kapandığı yok ya. Nereden çıkardınız bunu?” diyor. Böyle bir insan devleti yönetemez. Devletten habersiz olan, halkından habersiz olan, halkının dertlerini, sorunlarını bilmeyen bir kişi Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni yönetemez, yönetemez!

Günde ortalama 273 esnaf ve sanatkar dükkanını kapatmış. Hâlâ diyor ki; “Nereden çıkardınız bunu? Nereden çıkardınız bunu.” Kendi toplumundan, kendi yarattığı ekonomiden bu kadar habersiz olan kişi yoktur herhalde Türkiye’de, dünyada da yoktur herhalde. En çok kapanan İstanbul, 9 bin 587. İzmir, 6 bin 537. Ankara, 5 bin 586. Antalya, 4 bin 537. Bursa, 3 bin 993 esnaf dükkanını kapatmış. Beyefendi diyor ki: “Nereden çıkardınız? Her şey tıkır tıkır yürüyor.” Saray’da tıkır tıkır yürüyor zaten, bir sorun yok.

Kapalı olanlara, pandemi dolayısıyla kapalı olanlara bir de elektrik faturası geliyor. İstiyorlar, elektrik borcunu istiyorlar vatandaştan, “ödeyeceksin…” Dükkan kapalı kapatıyorsun; para, para da vermiyorsun. Gelir, gelir de yok ama “elektrik borcunu ödeyeceksin” diyor. Elektrik tüketmedik. “Olsun, her ay ben senden belli bir miktarda elektrik parası isteyeceğim” diyor. “Vermezsen kapatırım” diyor. Tehdit ediyor açıkça. Esnaf; 24 bin 963 liralık elektrik faturası gelmiş. “Biz her ay böyle kesiyoruz, sen bunu ödeyeceksin” diyor. Ödemezsen elektriğini keseceğiz. Sonra, açmak için de dünyanın parasını ayrıca vereceksin. Erdoğan’ın bunlardan haberi var mı acaba? Devlet yönetiminden haberi var mı Erdoğan’ın? Asla haberi yok. Firavunlar, halkının içinde bulunduğu durumu asla göz önünde bulundurmazlar. Onlar kendi saraylarına, kendi güçlerine, yarattıkları güçlere inanırlar. Kibirleri vardır onların, vatandaşı hakir görürler. Sıradan insanlar görürler. Ezilmesi gereken insanlar olarak görürler. Kendilerini eleştirenlerin en ağır cezayı almasını isterler. Bu firavun düzeninden bu ülkeyi kurtaracağız. Beraber kurtaracağız. Milletimizle beraber kurtaracağız. Bu bizim temel görevimizdir.

Dükkanları kapatıyorsun, pandemi dolayısıyla. Miting yapıyorsun, açık. Niye mitingde açık? Kahveciye gelince kapat, pastacıya gelince kapat, lokantacıya gelince kapat. Efendim miting serbest, Uludağ’da eğlenme tamamen serbest. Fakirin, fukaranın, esnafın 5-10 kuruş gelir elde edeceğiz, dükkan; kapalı kardeşim, kapalı kalacaksın. Niçin? Adalet mi bu? Bunu söylediğimiz için “CHP çok kötü bir parti.” Niçin? Kahvecinin hakkını savunuyor, taksicinin hakkını savunuyor, apartman görevlisinin hakkını savunuyor, işsizin hakkını savunuyor. Ne yaparsanız yapın, sonuna kadar savunacağız.

Bu ara bir de adam tartışması çıktı. Bu kadar zavallılığı hiç görmemiştim. Bu kadar acizliği hiç görmemiştim, tanık da olmamıştım ama ben sana adam diyorsan bir şey söyleyeyim. Esnafı batıran adam, Recep Tayyip Erdoğan. Bundan daha güzel bir tanım mı var?

Doğru mu? Yüzde 100 doğru, yüzde 100 doğru. Esnafı batırdı mı? Batırdı, kim batırdı? Sen batırdın kardeşim. Herkes bunu bilmeli. Biz zaman zaman gazetelerde ve televizyonlarda yer alan fotoğrafları kullanıyoruz. Fotoğrafları biz çekmiyoruz. Pazar artıklarından yiyecek toplayan anneler, çöp konteynırlarından yiyecek toplayan babalar, anneler; çocuklarıyla beraber. Bunları 21’inci Yüzyıl’ın Türkiye’sine yakıştırmıyoruz, “bunlar olmaz” diyoruz, “yanlıştır” diyoruz. O nedenle biz diyoruz ki, bu garabete son vereceğiz. Nasıl? Aile destekleri sigortasıyla. Hiçbir çocuğun yatağa aç girmediği, hiçbir ailenin “gelirim yok, perişan olduk” demeyeceği bir Türkiye. Her ailenin asgari bir gelir güvencesi olacak. Onu savunuyoruz biz, bunu söylüyoruz. Diyor ki: “CHP cenahı aynı yüzsüzlüğü sokaklarda rastgele çekilen fotoğraflarla milletimizi karamsarlığa sürüklemeye çalışıyor. Büyük bir pişkinlikle yalanlarında ısrar edebiliyorlar.” Adamın dünyadan haberi yok! Vallahi haberi yok. Fotoğrafı ben çekmiyorum. Kaldı ki o çöp konteynırlarından, pazar artıklarından bir şeyler toplayanları herkes görüyor, herkes görüyor.

Sevgili Erdoğan; eğer sen istiyorsan gel, sen de gez çöp konteynırlarının oralarda. Akşam pazar artıklarının nasıl toplandığını sen de gör. Gelebilirsen. Türkiye’yi ne hale soktuğunu öğrenmek istiyorsan, gel oraya. Gelir mi? Gelemez. Gelemez. Dolayısıyla sarayda oturanlar, Türkiye gerçeğini görmek istemiyorlar. Saray sosyetesi var, saray sosyetesinin işi tıkırında. Beslenmelerinin de işi tıkırında ama vatandaş perişan vaziyette.
Erdoğan’a sormak isterim. Ak Partili kardeşlerime de sormak isterim. İl başkanı, ilçe başkanından Ak Parti’ye oy veren kardeşlerime de sormak isterim: Günde 47 lirayla bir aile, dört kişilik, beş kişilik bir aile, nasıl geçinir? Günlük 47 lirayla… Bir de saraya bakın: 5 yerden maaş alıyor, 5 yerden ayrı ayrı; en ufağı 10 bin lira. Ya bunlarda vicdan var mı, ahlak var mı bunlarda? Bunlarda din, iman var mı ya? Buna ben isyan etmeyeceğim de kim isyan edecek? Bunu ben eleştirmeyeceğim de kim eleştirecek? Saray sosyetesi oturuyorsunuz, oradan ahkam kesiyorsunuz, “CHP böyle, CHP şöyle.” Cumhuriyet Halk Partisi halkın partisidir ve halkın sorunlarını dile getirecektir.

Kırşehir’e gittik, esnafı gördük, perişan vaziyette zaten. Efendim esnafa yardım diye biraz bankadan borç para verdi. O da herkese değil. Bir çekini ödemeyen asla alamadı. Yardım dediler, sadece götürüye verdiler, diğerlerine hiç vermediler. Şimdi “efendim erteliyoruz.” Neyle? Faizi ile erteliyoruz. Buradan bütün esnaf kardeşlerime sesleniyorum, bütün esnaf kardeşlerime. Not alın, bu tarihi de not alın, bu saati de not alın. Allah’ın izniyle iktidar olduğumuzda, sana verilen o kredinin faizlerini sıfırlayacağım, sıfırlayacağım faizlerini. Senden faiz almayacağım.

Değerli arkadaşlarım; diyeceksiniz ki: “Nasıl yapacaksın? Para yok.” Para var efendim, para var. Namuslu adam için para var. Yolsuzluk yapmayan için para var. 83 milyon vergi ödüyor yahu, 83 milyon! Bakın bizim belediyelere. Ne yaptı bizim belediyelerimiz? Bir yıl geçti, bütün belediyeye hakim oldular. Borç batağından çıkardılar. Şimdi yatırım yapıyorlar. Devleti yönetiyorlar. Asgari ücret ne verdiler? 2 bin 825 lira. Cumhuriyet Halk Partili belediyeler ne kadar verdi? 3 bin 100 lira. Demek ki oluyor. Devlet mi güçlü, belediye mi güçlü? Devlette mi çok para var, belediyede mi çok para var? Devlette çok para varsa, senin faizini sıfırlayacağız kardeşim. Pandemi dolayısıyla dükkanının kapandı, borç verdiler. Borcu taksitlendireceğiz, sıfır faiz alacağız. Sıfır faiz, bunu hak ediyorsun sen. Senin çoluk çocuğun var. Devlet sosyalse, sosyal devletse, senin yanında durmak zorundadır. Bunu yapacağız.

Değerli arkadaşlarım; sanıyorlar ki talimat verilince her şey oluyor. Erdoğan talimat verdi, her şey oldu. Senin verdiğin talimat pazarda geçmez, ekonomide geçmez. Senin verdiğin talimat bürokraside geçer, bürokraside geçer. “Faizi düşür” dedin, düşürmedi. Merkez Bankası Başkanını görevden aldın, yerine birisini getirdin; orada geçer. Ekonominin kendi kuralları vardır. O kurallar geçerlidir. Bu sadece bizim ülkemize özgü değil, bütün dünyada böyledir. “Efendim Erdoğan talimat verdi, fiyatlar düşecek.” Talimata bakın ve düşmedi. Talimat ne oldu? Havada kaldı. Niçin? Erdoğan devleti yönetmesini bilmiyor. Devlet nasıl yönetilir, bilmiyor. Liyakat nedir, bunu bilmiyor. Devlet terbiyesi nedir, bunu bilmiyor. Bir devlet nasıl yönetilir, hangi kurallarla yönetilir, bunu bilmiyor.

Değerli arkadaşlarım, efendim fiyatları düşürecekmiş. Erdoğan acaba mazot fiyatını biliyor mu, kaç lira? İlaç fiyatını biliyor mu acaba, kaç lira? Gübre fiyatlarını biliyor mu acaba? Bilmiyor. Elektrik fiyatlarını bilmiyor. Tohum fiyatlarını bilmiyor. Kredi faizlerini bilmiyor. Fahiş fiyatlarla köprüden geçerken para ödeyen kamyoncuların dertlerini biliyor mu? Onu da bilmiyor. Bunların tamamı dövize bağlı, tamamı. Ne diyorlardı? “Dövizle vatandaşın ne ilgisi var?” Devleti bilmiyor, ekonomiyi bilmiyor, nasıl yönetileceğini bilmiyor. Tamamı dövize bağlı. Döviz gidince, yükselince bunlar yükseliyor.

“Efendim tarlada şu kadar, pazara gelince şu kadar.” Oradan ışınlama mı geldi pazara? Bu hale getiriyor. Kamyonu, ambalajı, taşınması, köprü-otoyol paraları, buraya gelmesi, işçiliği… Ne olacak bunlar, bunlar ne olacak? Dediğim gibi ekonomiyi bilmiyor. Devlet yönetimini bilmiyor. Kişisel olarak nasıl para kazanılır, onu biliyor. Hortumculuk konusunda kimse eline su dökemez. Devletin hazinesi nasıl birilerine peşkeş çekilir? Bunu en iyi bilenlerden birisidir. Ama vatandaşın sorununa çözüm; bunu bilemez değerli arkadaşlarım.
Bakınız, dünya gıda fiyatları… Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü FAO’nun yaptığı bir çalışma diyor ki, “Dünyada gıda fiyatları 2002-2020 arasında yüzde 98 arttı.” Yüzde 98. Aynı tarihlerde Türkiye’de kaç arttı? TÜİK’in verileri bu -ki onlarda biliyorsunuz baskılıyorlar- yüzde 98 değil, yüzde 653 arttı. Yüzde 653 gıda fiyatları artarken, bu memleketi kim yönetiyordu? Kim başbakandı, kim bakandı, kim cumhurbaşkanıydı? Rakamlar yalan söylemez. Bu rakamlar bize ait rakamlar da değil. Bir rakam FAO’ya ait, Birleşmiş Milletler’e; ikinci rakam TÜİK’e ait. Oraya diyorlar ki zaten, “fiyatları düşük gösterin, vatandaş enflasyonu yaşamasın.” Sözde, sözde diyorlar.

Bakın, “yağış beklerken zam yağmuruna yakalandık”, basın açıklaması, Sarıkaya, Ziraat Odası Başkanının yaptığı. “Mahvolduk” diyor. “Gübre fiyatlarındaki artışa perişan olduk” diyor. “Dolar 9 liraya yaklaştığı dönemde 2 bin 300 lira oldu. Dolar düştü, fakat gübre fiyatları 3 bin lira oldu 2 bin 300 liradan” diyor. Şöyle bir tanım yapıyor: “Biz bu durumu İsrail’in aklına düştükçe, Filistinli çocuklara bomba atmasına benzetiyoruz” diyor. Haklı mı? Haklı.  

Değerli arkadaşlarım; çiftçiyi batıran adam, Recep Tayyip Erdoğan. Bunu da unutmayın. Esnafı batıran adam, Recep Tayyip Erdoğan; çiftçiyi batıran adam da Recep Tayyip Erdoğan.
Şimdi geliyorum kime hizmet ediyor Recep Tayyip Erdoğan? Öyle ya, birilerine hizmet etmesi lazım. Paralar nereye gidiyor? Kime hizmet ediyor? Kim kazanıyor burada? Sarayı anladık. Saray’ın beslemelerini da anladık. Bir de başkaları var. “Yüksek faize karşıyım” diyor. İndir, elinden tutan mı var? Yani ben indirmek istiyorum, birileri indirmiyor, kim? Londra’daki tefeciler; sen zaten oraya teslim olmuşsun. Londra’daki tefeciler “indirme” diyor. Bak indirirsen, gösteririz. Karşıyım… Devleti sen mi yönetiyorsun, ben mi yönetiyorum? Karşıysan adam gibi çık, “ben bunu indireceğim” de. Diyebilir mi? Diyemez. Onun için Recep Tayyip Erdoğan, devleti yönetemez. Bu hale getirdi memleketi.

“Karşıyım, yüksek faize karşıyım.” Güzel. Sen devleti yönetmiyor musun kardeşim? Talimatı ver, indirsinler. Sen söylemiyor muydun? Yeni bir teori geliştirmiştin ekonomide. İndir kardeşim o zaman, sıfır yap. Bir de diyor ki, “diğer ülkelerde negatif faiz var, bizde yüksek faiz var.” Onu da biliyor yalnız, birisi söylemiş ona. Dünya piyasalarından faizi 10 kat fazlasıyla, 10 kat fazlasıyla ödeyerek borç alıyoruz. Borçlanıyoruz. Bir İngiltere’nin, bir Almanya’nın, dünya piyasalarının ortalamasından 10 kat daha yüksek faiz vererek borç alabiliyoruz. Demek ki kime çalışıyor Erdoğan? Londra’daki bir avuç tefeciye çalışıyor. Kim ödüyor o faizi? Saray mı ödüyor? Hayır, 83 milyon ödüyor. Esnafa vermiyor, çiftçiye vermiyor, taksiciye vermiyor, kamyon şoförüne vermiyor, garibana vermiyor, gurebaya vermiyor ama tefeciye gelince esas duruşta, “Emredersiniz, derhal.” “Faizi yükselt” dedi, “yükseltiyorum” ve yükseltti. Bunu da bütün kardeşlerimin bilmesini isterim.

Dolayısıyla Erdoğan’a güven yok. Ak Partili kardeşlerim de güvenmiyorlar. Niye güvenmiyorlar? Bankalardaki tasarruf mevduatının yüzde 55,2’si dolar. Tasarruf mevduatının, toplam tasarrufun yüzde 55’i dolar olarak tutuluyor. Türk Lirasına güvenmiyorlar. Hani bunlar yerliydi, milliydi? Lafta yerli ve milli. Faizci ve tefeci; tefecilerin adamı kim? Erdoğan. Tefecilere hizmet eden kim? Erdoğan. Faizcilere hizmet eden kim? Erdoğan. Herkesin bunu bilmesi lazım. Rakamlar ortada.

Şunu bütün vatandaşlarımın bilmesini isterim: İyi ki Cumhuriyet Halk Partisi var. Bütün rakamları, bütün gerçekleri milletin önüne koyuyorum. Oturup kalkıp aslında, Erdoğan dahil, bize dua etmesi lazım gerçekleri anlattığımız için. Yol haritasını belirlesin, yeni bir yol haritası belirlesin. Bu şekliyle yürürseniz çıkmaz sokağa giriyorsunuz, memleketi de çıkmaz sokağa sürüklüyorsunuz. Dolayısıyla bunun düzelmesi lazım. Biz her halükarda, her halükarda, çok iyi çalışarak ve vatandaşımıza da güven vererek bu sorunları çözmeye talibiz. Bakın değerli arkadaşlarım, sevgili vatandaşlarım; ben sizin oyunuza değil, ben sizin sorunlarınıza talibim. Sorunlarınızı çözeceğim.

Gözleri o kadar kararmış ki; İstanbul Büyükşehir Belediyesi yoksul semtlerde ekmek büfesi kurmak istiyor, Ak Parti ve MHP karşı. Yahu niye karşısınız kardeşim? Fakir fukara ucuz ekmek alsa ne olur? Ne olur yani? İlla “CHP yapmasın, belediyeler yardım yapmasın; aman sakın yapmasın.” Yahu vatandaş belediyeye para verdi, ona bile el koydular, ona bile el koydular. Maske dağıtmasın… Eğer Cumhuriyet Halk Partili belediyeler olmasaydı, bugün Türkiye çok daha büyük sorunlar yaşardı. Çok daha büyük sorunları yaşardı…

Değerli arkadaşlarım; “Erdoğan kime çalışıyor?” dedik, değil mi? Bir, tefecilere çalışıyor. Başka? Yurt dışındaki çiftçilere çalışıyor. Bizim değil, yurtdışındaki çiftçilere çalışıyor. Örnek vereyim. Rakamlar devletin rakamları, benim değil. 4 Mayıs 2020, Toprak Mahsulleri Ofisi diyor ki, “buğday alacağım.” Olur, bizim çiftçiden buğday alacak. Tonuna bin 650 lira veriyor. Tonuna bin 650. Diyor ki, “buğday verirsen, bin 650 lira ton başına vereceğim sana” diyor. Şimdi ithalat yapıyorlar. Tonunu kaçtan ithal ediyorlar? 2 bin 250 liradan. Bizim çiftçiye bin 650 lira, yurtdışındaki çiftçiye 2 bin 250 lira. Bu iktidar, bu firavun iktidarı kime çalışıyor? Kime hizmet ediyor? Bizim çiftçimize mi, dışarıdaki çiftçilere mi? Ak Parti’ye oy veren bütün çiftçi kardeşlerime sesleniyorum: Senin kurtuluşun, senin kazanmam, senin üretmen, senin alın terinin değer bulmasının yolu, CHP iktidarından geçiyor kardeşim; bunu iyi bileceksin.

Bir belge açıklamak isterim. Kime çalışıyor Erdoğan? Bunlar malum aşı geldi, Çin’den aşıları getirdiler. Bir sürü sıkıntı var, şu var, bu var, vesaire. Eskiden biz aşı üretirdik, çocuklarımıza aşı yapardık. Aşıların hemen hemen hepsini yapardık. Hıfzıssıhha Enstitüsü vardı, bu aşı üretirdi. Bunlar kapattılar burayı. Dışarıdan aşı alıyoruz. Şu Allah’ın güzelliğine bak. Hıfzıssıhha Enstitüsünü kapattılar, Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı diye bir enstitü kurdular. Bunların kendi internet sitelerinde de bir açıklama var. Bu açıklama bana ait değil, onlara ait. Şöyle diyor: “Aşı üretim sorununun çözümü için, Türkiye’de yeni teknolojiye uygun bir aşı ve serum üretim tesisi kurulması ile mümkün iken – yani yeni teknoloji ile yeni aşıları yapmak ve üretmek mümkün iken- bu yatırım yapılmayıp yerine kısa dönem için daha az maliyetli görünen aşı ithalinin benimsenmesi, Türkiye’yi aşı üreten ve ihraç eden bir ülke konumundan, aşı ihtiyacını dış ülkelerden karşılayan bir ülke konumuna getirmiştir” diyor değerli arkadaşlar. Dışarıdan aşı alıyoruz. Kendimiz yapıyorduk eskiden, kendimiz üretiyorduk. Kendi internet sitelerinde, kendileri itiraf ediyorlar. Kime hizmet ediyor Erdoğan? Dışarıdakilere hizmet ediyor. Belge mi? Devletin belgesi, işte devletin belgesi.

Değerli arkadaşlarım; Yenikapı’da miting oldu malum 15 Temmuz Darbe Girişiminden sonra. O mitinge ben de katıldım ve o mitingde yaptığım konuşmada 10-12 madde halinde nelerin yapılması gerektiğini söyledim. Maddelerden birisi de şuydu: “Camiye, kışlaya, adliyeye siyaseti sokmayın.” Meclis’te yaptığım konuşmada da 15 Temmuz Darbe Girişiminden sonra aynısını söyledim: “Camiye, kışlaya ve adiye siyaseti sokmayın.” Bunlar her tarafa siyaseti soktular. Devlette liyakati bitirdiler ve devlete çürüme başladı. Nitelikli insan kalmadı devlette; nitelikli insanları düşman olarak görmeye başladılar. “Bu yanlıştır” diyen insanı, düşman olarak görmeye başladılar.

İrfan Fidan, Cumhuriyet Başsavcısıydı İstanbul’da. 1 Aralık’ta Yargıtay seçimi yapılacak. Genel Sekreter bir yazı yazdı, dedi ki: “Pandemi var. 1 Aralık’ta yapmayacağız. Daha sonraki bir tarihte yapacağız” dedi. 24 Kasım’da bir genelge çıkardı. Sonra 27 Kasım’da, 3 gün sonra Hakimler Savcılar Kurulu toplandı, İrfan Fidan’ı Yargıtay’a üye seçti. 3 gün sonra İrfan Fidan’ı Yargıtay üyeliğine seçti. 17 Aralık’ta, yani 20 gün sonra seçim yapıldı. Hani pandemi vardı? Pandemi bitti. 20 gün sonra talimat üzerine seçim yapıldı ve İrfan Fidan 107 oy aldı. Soru şu: 20 günlük bir adam Yargıtay’a gelmiş; yıllarını Yargıtay’a vermiş, emek harcamış insanlar dururken, 20 günde bu 107 kişi bunu nasıl tanıdı, nereden tanıdı? Talimat aldılar. 107 kişi, Yargıtay’ın yüz karasıdır. Bir daha söylüyorum, yine tazminat davası açacaklar. Açmazlarsa namerttirler. 107 kişi, Yargıtay’ın yüz karasıdır.

Ve bu kişi aynı zamanda intihalci; yani bilgi hırsızı. Yahu bilgi hırsızlığı yapan bir insan Anayasa Mahkemesi’ne üye mi olur? Ya akıl var ya. Akıl var, mantık var ya. Hak var, hukuk var, adalet var ya. Bilgi hırsızlığı yapan kişi, Anayasa Mahkemesi’ne üye veriyorsun. Yani hırsızlık yapanı getirip mahkemede baş hakim yapıyorsun, hırsızları yargılayacak. Böyle bir düzen Cumhuriyet tarihinde görülmemiş bir düzen. Bizim milletvekili arkadaşımız bir açıklama yapıyor, eski milletvekili arkadaşımız: “Vali militan, kaymakam militan, yargıçlar militan. Alınan kararları görüyoruz” diyor. Vay sen misin militan diyen. İşte sana militan, işte sana militan. Dünya kadar militan var. Tekirdağ’da çocukların karnesini dağıtan kim? Ak Parti İl Başkanı. Veren kim? Milli Eğitim Müdürü… Militan, al sana militan.

İçişleri Bakanlığı bir genelge, bir yazı yazıyor bütün valiliklere: “Hepiniz suç duyurusunda bulunun dava açın” diye. Dava açmazsanız namertsiniz. Hepiniz militansınız, hepiniz yolsuzluğun militanısınız siz. Ahlaksızlığın militanısınız siz.

Bakın değerli arkadaşlar; Yargı Etiği Bildirgesi, yani yargıdaki ahlakın bildirgesi. Yargıdaki Ahlakın Bildirgesi, ne zaman hazırlanmış? 14 Mart 2019 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanmış, “yargıda ahlak böyle olacak” diyor. Çok güzel şeyler var içinde, bütün evrensel kurallar var içinde. Son sayfayı okuyayım, uzun uzun var orada ama son sayfayı okuyayım: “Bu bildirge, Türkiye Cumhuriyeti hakimleri ve savcılarının takip edecekleri etik ilkeleri belirleyen bağlayıcı bir belgedir” diyor. “Bağlayıcı bir belgedir” diyor, yani kimse bu belgenin dışına çıkamaz. “Hakimler ve savcılar bu bildirgede belirtilmeyen bir durumla karşılaştıklarında takip etmeye, onur ve vicdanları üzerine söz verdikleri yukarıdaki ilkelerin ruhuna uygun davranırlar” diyor. “Türk Yargı Etiği Bildirgesi, hakimler ve savcıların adına karar verdikleri yüce Türk Milletine ve onun her bir ferdine verilmiş sözdür” diyor.
Fidan’ın atanmasıyla o söz, çöp sepetine atılmıştır. Hakimler Savcılar Kurulu da bunun bir unsurudur. O kurul ve Anayasa Mahkemesi’ne yapılan atama, yargıda tuzun koktuğunu gösteriyor. Tuz kokmuştur artık.
İrfan Fidan nasıl yemin edecek? Yemin metnini de okuyayım: “Türkiye Cumhuriyeti Anayasasını ve temel hak ve özgürlükleri koruyacağıma…” Sen koruyamazsın zaten. Talimatla iş alan kişinin iradesi olabilir mi? Talimat alanın iradesi olmaz. “Görevimi doğruluk, dürüstlük, tarafsızlık ve hakka saygı duygusu içinde…” Doğruluğa bakın, torpille. Dürüstlüğe bakın, torpille. Tarafsızlığa bakın, talimat almış, gereği yapılıyor. “Hakka saygı.” Hangi hakka saygı yahu? Hangi hakka saygı? “Her türlü etki ve kaygıdan uzak…” Saraydan telefon gelsin de bakayım etkiden uzak mısın, yoksa etkinin yanında mısın? 20 günde seni kim tanıdı? Bir Yargıtay kararının altında imzan dahi yok senin. 107 kişi talimatla sana oy verdi. Çürüyen bir devlet yapısı içinde, çürüyen bir adalet var. “Sadece vicdanımın emrine uyarak yerine getireceğime…” Asla vicdanının emrine uymayacaksın sen. Aldığın talimatın gereğini yapmak için sen zaten Anayasa Mahkemesi’ne seçildin. Eğer onur varsa, şeref varsa, o görevden derhal istifa eder ve ayrılır. Bir daha söylüyorum; bir kişi onur sahibi ise, şeref sahibiyse, onuru ve şerefi büyütüyorsa, o görevden ayrılır kardeşim, “Ben buradan ayrılacağım” der. “Büyük Türk milleti önünde namusum ve şerefim üzerine and içerim.” Erdoğan da and içmişti namusu ve şerefi üzerine. Şimdi o namus ve şeref nerede? Çöp sepetinde.

Tuzun koktuğu bir süreçteyiz. Cumhuriyet tarihinde böyle bir şey olmamıştı. Şimdi kalkacaklar, konuşacaklar hep beraber kıyamet gibi. “Şu CHP var ya, şu CHP…” Ne olmuş CHP’ye, ne olmuş? Adalet diyor, hak diyor, hukuk diyor. Camiye siyaset sokma diyor. Kışlaya siyaseti sokma diyor. Adliyeye siyaseti sokma diyor. Orada erdemli insanlar, bilgili insanlar, akil insanlar orada olsun. Hak, adalet dağıtsın bu insanlar, adaletsizlik değil. Bunu istiyoruz biz.

Bu arada sözlerimi bitirirken Boğaziçi Üniversitesi’nin saygıdeğer yeni atanan rektörüne de kısaca şunları söylemek isterim: Atandınız oraya, güzel. Aradan uzun zaman geçti. Bütün öğretim üyeleri ve öğrenciler senin atanmana karşı. Doğru bir atama değil, geleneklere uygun bir atama değil. Bilim insanları bir makama oturdukları zaman bilim insanı olmaz. Makam, insanı bilim insanı yapmaz. Makam, sadece bir yönetim alanıdır. Orada oturursunuz ve yönetirsiniz. Üniversiteler sıradan kuruluşlar değildir. Üniversiteler bilgi üreten kuruluşlardır. Üniversitelerde saygı vardır. Üniversitelerde tartışma vardır. Üniversitelerde bir araya gelip, bir araya gelip ülkenin sorunlarını çözme gibi bir irade vardır. Üniversiteler bilgi üretirler. Bugüne kadar bir yardımcı dahi bulamadın, bir yardımcı dahi… Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde Sayın Parlar bir dönem rektörlüğe atanır. Fakat itiraz gelir. “Güvenoyu isteyeceğim” der. Kendi bölümünde çok az bir oy farkıyla güvenoyu almaz. Der ki: “Benim bölümümde bile güven yoksa ben rektörlük yapamam. Götürüp iade ediyorum.” Bugün onu neyle anlıyoruz? Saygıyla anıyoruz. Bilim insanı saygınlığı içinde onu anıyoruz. Boğaziçi Üniversitesi’nin yeni atanan rektörü de bu tarihsel olaydan ders çıkarmalı. “Kavgaya gerek yok, ben bu görevi bırakıyorum…” Görevi bıraktığınız zaman, bilgiye ve bilime olan saygınız artacaktır ve herkes sizi böyle anlayacaktır. “Çekildik izzet-ü ikbâl ile bâb-ı hükûmetten” demişler. İzzet ve ikbal ile bâb-ı hükümetten çekilme kadar güzel bir şey yoktur. İzzetini ve ikbalini koruyorsun. O nedenle kendisine de böyle bir tavsiyem var.

Hibya Haber Ajansı

Etiketler
Daha Fazla Göster

Berkan Yıldırım

1992 doğumlu. Eskişehir Üniversitesi Radyo Televizyon ve Sinema bölümü 3. sınıf öğrencisi. 2 yıldır çeşitli dergilerde editörlük görevi yapmaktadır. En büyük hayali ulusal bir gazetede editörlük görevine devam etmek.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı